
"Down sendromlu kızı Nazlı ile hayatının anlamının değiştiğini söyleyen Prof. Dr. Mim Kemal Öke,20 yıldır onun eğitimi için çabalıyor. Nazlı'nın kendisini de eğittiğini ifade eden Öke, şimdi kızıyla birlikte konferanslar veriyor. Nazlı, yüzmeye gidiyor, konferanslarda babasıyla davullarıyla ritim performansı sergiliyor. Nazlı üstelik iyi bir fasıl ustası.
Onların ilişkisi, alışık olduğumuz bir baba-kız ilişkisinden öte! "Onun bana bir bakışı var. Her şeyi anlıyorum. O kadar yekvücut olduk ki bağırsağının dönüşünü bilirim! Hakikaten 'kanka' olduk!" diyor Öke ve ekliyor: "Yani Nazlı size ne verdi derseniz? Aşk. Aşk imiş, her ne varsa âlemde. Hizmet ehli oldum, her şeyi makbul görmeye başladım. Nazlı'yla birlikte başka bir noktaya geldim ben. İnsanı, evreni farklı bir gözle görmeye başladım. İnsanları çok ilgilendiren konular, beni çok da ilgilendirmiyor artık." İlk önce oğlu Alihan'ın hastalığı, ardından kızı Nazlı'nın Down Sendromlu olmasıyla sarsılan Öke, 1990'lı yıllardaki televizyon programlarını kızının tedavisi için yaptığını söylüyor. Öke başarılı bir 'siyaset' ve 'uygarlık tarihi' profesörü. Kendisiyle aynı ismi taşıyan dedesi, Atatürk'ün doktorudur. Öke ve ailesi, 1991'de, Nazlı'nın doğumuyla, yeni bir hayata da adım atar. Ancak bu başlangıç, özellikle baba Öke için epey sancılıdır: "Nazlı doğduğunda çok bocaladım. Ben ki içki içmeyen adamım, beni Nişantaşı'nın köşelerinde viski şişeleriyle bulmuşlar! (Gözleri doluyor) Özel hastanede, doktorun söylediği şu sözler baba Mim Kemal Öke'nin zihninde hâlâ: "Doktor bağışıklık sisteminin zayıf olduğunu söyleyerek 'Camı açık bırakın, hallolur (ölür)' dedi." ( 16.6.2011,Zaman Gazetesi)
Lise çağlarımdan beri severek takip ettiğim tarihçi yazar Mim Kemal Öke'nin uzun süredir ortalarda görünmeyişi benim de dikkatimi çekmişti. Down sendromlu bir çocuğu olduğunu ve ne sıkıntılar çektiğini dün gazetedeki ropörtajından öğrendim. Allah yardımcısı olsun, elbette büyük imtehan. Ama beni asıl sarsan kırmızı renkle dikkatinizi çekmek istediğim doktorun yorumu. Bizler çocuklarımızı en iyi okullara , dershanelere, kurslara gönderiyor, onların doktor ,mühendis...büyük adamlar olmalarını sağlıyoruz, ama insan yetiştirebiliyor muyuz ? Hahngi din, hangi etik, hangi ahlak sistemi, hangi evrensel değer böyle birşeyi kabul edebilir ? İnsanı yaşatmak için yıllarını vererek doktor olmuş biri nasıl insan hayatını bu kadar ucuz, bu kadar değersiz görebilir ? Meslek hayatım boyunca canlı gebelik küretajı yapmadım. Allah da nasip etmesin . Down sendromu anne karnında en erken 20. haftada kesin teşhis edilebilen bir hastalıktır. 5 Aylık bir bebeğin down sendromlu olduğu için öldürülmesine hiçbir ortamda onay vermedim. Ama bu çok başka birşey . Doğmuş canlı bir bebek için "camın önün bırak, ölsün"demek..Soğuk kanlı katiller gibi..Bazı insanları çağdaş eğitim adına dinden imandan uzak tutarken ahlak, etik, vicdan, merhamet, cana saygı gibi evrensel değerlerden de uzak büyütmüşler. Ne yazık..