
6 Aralık 2011 Salı
MİSSS GİBİ ÇORBA

16 Kasım 2011 Çarşamba
korku / endişe / farkındalık / coşku üzerine..

ölür ise ten ölür / canlar ölesi değil

13 Ekim 2011 Perşembe
imdat, yine proje ödevi !!!

11 Ekim 2011 Salı
SÜTTEN KESME

10 Ekim 2011 Pazartesi
gözyaşı
tehlike çanları çalıyor

22 Eylül 2011 Perşembe
okullu olduk

Uzun bir aradan sonra yeniden merhaba. Ramazandı, bayramdı,tatildi derken yazı bitirdik. Bu sene bizim için çok hareketli geçeceğe benzer. Küçük kızım ilkokula başladı. Benim boncuk gözlü bebeğim, okullu oldu. İnsan inanamıyor, çok duygulanıyor. Okulların ilk günü üstünde forması, sırtında çantası, biraz tedirgin, biraz ürkek, ama korkmayı da gururuna yediremiyor..Sınıfa girdi , el salladı, "hoşçakal anne, gidebilirsin" dedi. 3 yıl önce kreşe başladığımızda da aynı şeyi yapmıştı. Ne ağlamak, ne şikayet...Büyük kızım da bu yıl okul değiştirdi. Okulu bizim için tam bir hayal kırıklığı oldu. 4 yıldır çocuk etkilenmesin diye sabretmeye çalışıyorum. Bu yıl teklif kendisinden geldi . Kardeşi ile beraber Bozyaka Yamanlar Koleji'ne gitmek istediğini söyleyince biz de hiç direnmedik. Bu sene 5. sınıf. Okullar açılalı 3 gün oldu, ama şimdiden memnun kalacağımız belli .Öğretmenler ne kadar ilgili, özverili..
Bu sene hangisine yetişebileceğim, bilmiyorum. Sare ön ergenlik döneminde ,ufak ufak asilikler , alınganlıklar başladı. Eğitimi için destek olmak, eksiklerini kapatmasına yardım etmek, ama hepsinden önemlisi bol bol sohbet etmek lazım. Önemli yaşlar.. Ayşecik 1. sınıf. Sare'ye benzer mi bilmem ama, birinci dönem çok zor. Yunusçuk 21 aylık oldu. İnanılmaz hareketli, bir okadar da şirin. Hem tehlkeli hem çok keyifli. Eşim doçentlik için hazırlanıyor. Çalışması, makale yazması lazım. Bana gelince... Biz de Şifa grubu olarak üniversite olduk. Yıllar önce ilk uzman olduğumda o kadar üniversitelere girip akademisyen olmak istememe rağmen mağlum nedenlerden dolayı mümkün olmamıştı. Rabbim üniversiteyi ayağımıza getirdi. Tabi daha pek çok şey başlangıç aşamasında, ama çok çalışmak, layık olmak lazım..Bunun dışında okunacak kitaplar, izlenecek filimler, gezilecek yerler, pişirilecek yeni yemekler, birikmiş borçlarım: ziyaret edilecek arkadaşlar.... var da var. Nasıl yetişirim, ne kadar üstesinden gelirim bilmiyorum. Bir de blogum var tabii. Eğer zaman kalırsa...
20 Temmuz 2011 Çarşamba
gebelik ve oruç

Mübarek Ramazan ayının kapımıza dayandığı şu günlerde " gebelikte oruç tutabilir miyim?" soruları başladı. İlgilenenler için yeniden değinmekte yarar var. Son 3 ayda oruc bebegi etkiler. Özellikte 30. gebelik haftasından sonra kan şekeri değişkendir, 2 saatte bir hafif ara öğünler ile ana diyetin desteklenmesi gerekir. Ayrıca günde en az 2 lt sıvı tüketilmelidir.Ilk 3 ayda da açlık ile beraber kan şekerinin düşmesi bulant1lar1 artt1rabilir. Ama orta donemde anne aday1 etkilenmiyorsa sak1ncas1 yoktur. Tabi malesef bizim pek çogu dinle imanla alakas1 olmayan meslektaslar1m1z, bilimsel hiçbir dayanag1 olmadan oruç laf1n1 duyar duymaz kesinlikle hay1r diyorlar. Bu da insanlar1n kafalar1n1 kar1st1r1yor. Kasıtlı olarak yapılan birşey bu. Gebe oruç tutmasın, emzikli tutmasın, çocuklar, gençler, öğrenciler, yaşlılar tutmasın. tüm sene hiçbir problem çıkartmamış olsa da en ufak hastalığı olan tutmasın. Çalışanlar hiç tutmasın. Zaten yazın günler uzun, hava sıcak .."Ne gerek var hiç kimse tutmasın" diyecekler aslında da.. o kadarını söyleyemiyorlar...
16 Haziran 2011 Perşembe
down sendromu ve vicdan üzerine

"Down sendromlu kızı Nazlı ile hayatının anlamının değiştiğini söyleyen Prof. Dr. Mim Kemal Öke,20 yıldır onun eğitimi için çabalıyor. Nazlı'nın kendisini de eğittiğini ifade eden Öke, şimdi kızıyla birlikte konferanslar veriyor. Nazlı, yüzmeye gidiyor, konferanslarda babasıyla davullarıyla ritim performansı sergiliyor. Nazlı üstelik iyi bir fasıl ustası.
Onların ilişkisi, alışık olduğumuz bir baba-kız ilişkisinden öte! "Onun bana bir bakışı var. Her şeyi anlıyorum. O kadar yekvücut olduk ki bağırsağının dönüşünü bilirim! Hakikaten 'kanka' olduk!" diyor Öke ve ekliyor: "Yani Nazlı size ne verdi derseniz? Aşk. Aşk imiş, her ne varsa âlemde. Hizmet ehli oldum, her şeyi makbul görmeye başladım. Nazlı'yla birlikte başka bir noktaya geldim ben. İnsanı, evreni farklı bir gözle görmeye başladım. İnsanları çok ilgilendiren konular, beni çok da ilgilendirmiyor artık." İlk önce oğlu Alihan'ın hastalığı, ardından kızı Nazlı'nın Down Sendromlu olmasıyla sarsılan Öke, 1990'lı yıllardaki televizyon programlarını kızının tedavisi için yaptığını söylüyor. Öke başarılı bir 'siyaset' ve 'uygarlık tarihi' profesörü. Kendisiyle aynı ismi taşıyan dedesi, Atatürk'ün doktorudur. Öke ve ailesi, 1991'de, Nazlı'nın doğumuyla, yeni bir hayata da adım atar. Ancak bu başlangıç, özellikle baba Öke için epey sancılıdır: "Nazlı doğduğunda çok bocaladım. Ben ki içki içmeyen adamım, beni Nişantaşı'nın köşelerinde viski şişeleriyle bulmuşlar! (Gözleri doluyor) Özel hastanede, doktorun söylediği şu sözler baba Mim Kemal Öke'nin zihninde hâlâ: "Doktor bağışıklık sisteminin zayıf olduğunu söyleyerek 'Camı açık bırakın, hallolur (ölür)' dedi." ( 16.6.2011,Zaman Gazetesi)
Lise çağlarımdan beri severek takip ettiğim tarihçi yazar Mim Kemal Öke'nin uzun süredir ortalarda görünmeyişi benim de dikkatimi çekmişti. Down sendromlu bir çocuğu olduğunu ve ne sıkıntılar çektiğini dün gazetedeki ropörtajından öğrendim. Allah yardımcısı olsun, elbette büyük imtehan. Ama beni asıl sarsan kırmızı renkle dikkatinizi çekmek istediğim doktorun yorumu. Bizler çocuklarımızı en iyi okullara , dershanelere, kurslara gönderiyor, onların doktor ,mühendis...büyük adamlar olmalarını sağlıyoruz, ama insan yetiştirebiliyor muyuz ? Hahngi din, hangi etik, hangi ahlak sistemi, hangi evrensel değer böyle birşeyi kabul edebilir ? İnsanı yaşatmak için yıllarını vererek doktor olmuş biri nasıl insan hayatını bu kadar ucuz, bu kadar değersiz görebilir ? Meslek hayatım boyunca canlı gebelik küretajı yapmadım. Allah da nasip etmesin . Down sendromu anne karnında en erken 20. haftada kesin teşhis edilebilen bir hastalıktır. 5 Aylık bir bebeğin down sendromlu olduğu için öldürülmesine hiçbir ortamda onay vermedim. Ama bu çok başka birşey . Doğmuş canlı bir bebek için "camın önün bırak, ölsün"demek..Soğuk kanlı katiller gibi..Bazı insanları çağdaş eğitim adına dinden imandan uzak tutarken ahlak, etik, vicdan, merhamet, cana saygı gibi evrensel değerlerden de uzak büyütmüşler. Ne yazık..
14 Haziran 2011 Salı
SU ÇİÇEĞİ

Koktuğum başıma geldi .Büyük kızım su çiçeği aşısında sonra ağır bir grip geçirince küçük kızıma su çiçeği aşısı yaptırmadım. Yaptırayım mı, yaptırmayayım mı derken zaman geçti. Tam bu günlerde oğlanın aşı zamanı gelmişti ki, korktuğum başıma geldi .Pazar sabahı uyandığında bir sürü sinek ısırığı zannettiğimiz kızarıklık vardı çocuğun vücudunda. Derken öğlene doğru bizim sinek ısırığı zannettiğim kızarıklıklar su toplamaya başladı ve tüm vücuda yayıldı. Anladık ki su çiçeği. Meyerse kreşten Ferit arkadaşıda 15 gün önce su çiçeği olmuş.Su çiçeği çok bulaşıcıdır, bir sınıfta bir kişide varsa diğer çocukların hiç şansı olmaz, tabi aşısızsa. Ayşecik aynaya bakıp bakıp ağladı, çok çirkin oldum diye. Ne kadar geçecek, üzülme dedikse de nafile. Şimdi solgun bir çiçek gibi yatıyor. Yine de mız mız değil evladım. Oyuına dalınca unutuyor. Dün 260 parçalı 3 adet pazıl aldım. Onu epeyce oyalar.Kaşıntısı çok artınca sabır anneciğim diyorum, hemen sabırla başalyıp sonu bilmem nerede biten bir hikaye uyduruveriyorum. Dalıp gidiyor. Oğluşuma da geçti sanırım, ama o, anne sütü aldığı içn çok hafif geçiriyor. Bİr tane yanağında, bir tanede elinde attı okadar.
Bu da bana ders olsun. Bir daha aşı atlamak yok...
YORUMSUZ...

1985'te Afganistan'da Meymene bölgesinden geçerken 17 kişilik bir aile çığ altında kalır. Günler sonra çıkarıldıklarında aileden 16 kişinin öldüğü anlaşılıyor, sadece bir bebek annesinin göğsüne sımsıkı sarılmış olarak nefes alıp veriyor.
10 Haziran 2011 Cuma
hazreti mevlana hakkında

27 Mayıs 2011 Cuma
bahar temizliği

İlk baharın sonun geldiğimiz şu günlerde İzmir'de alışılmışın dışında gökyüzü bulutlu. Bu yıl rahmet yağmurları uzun sürdü. Toprak suya doydu, hal böyle olunca yeşillik fışkırdı. Papatyalar, gelincikler,karahindibalar... kırçiçekleri hem gözümüzü hem de baş döndüren kokuları ile ruhumuzu şenlendirdi..
2 Mayıs 2011 Pazartesi
yaş 35

14 Şubat 2011 Pazartesi
URLA PAZARI

26 Ocak 2011 Çarşamba
ÇOCUK KİTAPLARI








18 Ocak 2011 Salı
OĞLUŞUM 1 YAŞINDA

14 Ocak 2011 Cuma
HAFİFLİYORUM

Bu aralar doğumdan kalan fazlalıklardan da kurtulmaya başladım .Süt veriyorum bahanesiyle diyet yapmıyordum doğumdan beri. Bir aydır ultrason kavitasyon tedavisine gidiyorum. Aslında böyle şeyler benim için çok yabancı. Şimdiye kadar pek zamanım da olmadı. Bizim eve yakın yeni bir klinik açıldı. "Bir gideyim konuşayım" dedeim. Temiz, nezih bir yer. Anlattıkları kafama da yattı. Haftada bir gidiyorum. Bir saat özel bir ultrason cihazı ile yağ dokusunu , lipoliz dediğimiz yağ parçalanması için uyarıyorlar.Ardından bir saat lenf akışı için galvanik akım veriyorlar. Üç gün yağsız diyet yapıyorum. Geri kalan günlerde günlük yaklaşık 400 cal kadar az tüketiyorum,poliklinikte ebelerimle su içme yarışı yapıyoruz. Bu sayede sütüm azalmadığı gibi uzun süreden sonra ilk kez tartıda 50li rakamları gördüm( 50li derken 59 u kastettim tabiki...) ve farkettim ki 4 kilo vermek bile insanı hafifletiyor. Hareketlerim daha seri , daha az yoruluyorum merdiven çıkarken. Sırtımdan 4 kiloluk çantayı bırakmış gibi..2 Kilo daha versem yeter. Ama şu da bir gerçek: artık yaş 35..Bundan sonra biraz ipin ucu kaçsa kolesterol yükseliyor, karaciğerde yağlanma başlıyor.. Yani artık hayat tarzımı ayarlamam lazım. Yani bir pazar sabahı bal kaymağı fazla kaçırmışsam, ya da keyifli bir sofrada yemek biraz ağır kaçmışsa takip eden 2-3 öğün dikkat edilecek. Bu süreçte destekleyici yazılarıyla "MevsimlerdenRoma'nın çok faydası oldu. İlgilenenlere tavsiye edrim.